Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir İNSAN olursun oğlum...
Rudyard Kipling
9/29/2007
If by Rudyard Kippling
If you can keep your head
when all about you are losing theirs
And blaming it on you.
If you can trust yourself
when all men doubt you
But make allowance for their doubting too.
If you can dream and not make dreams your master.
If you can think and not make thoughts your aim.
If you can meet with triumph and disaster.
And treat those two impostors just the same.
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools
Or watch the things you gave your life to, broken
And stoop and build'em up with worn out tools.
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch and toss
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss.
If you can force your heart, and nerve, and sinew
To serve your turn long after they are gone
And so "hold on" when there is nothing on you
except the will which says to them "hold on!"
If you can talk with crowds and keep your virtue
Or walk with kings, nor lose the common touch.
If neither foe nor loving friend can hurt you.
If all men count with you ... but none too much.
If you can fill the unforgiving minute
with sixty seconds worth of distant run.
Yours is the earth, and everything that's in it.
And which is more ... You'll be a Man, my son.
when all about you are losing theirs
And blaming it on you.
If you can trust yourself
when all men doubt you
But make allowance for their doubting too.
If you can dream and not make dreams your master.
If you can think and not make thoughts your aim.
If you can meet with triumph and disaster.
And treat those two impostors just the same.
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools
Or watch the things you gave your life to, broken
And stoop and build'em up with worn out tools.
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch and toss
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss.
If you can force your heart, and nerve, and sinew
To serve your turn long after they are gone
And so "hold on" when there is nothing on you
except the will which says to them "hold on!"
If you can talk with crowds and keep your virtue
Or walk with kings, nor lose the common touch.
If neither foe nor loving friend can hurt you.
If all men count with you ... but none too much.
If you can fill the unforgiving minute
with sixty seconds worth of distant run.
Yours is the earth, and everything that's in it.
And which is more ... You'll be a Man, my son.
Abraham Lincoln'ün Mektubu
ABD'nin eski ve ünlü başkanlarından Abraham Lincoln'ün oğlunun hocasına hitaben yazdığı mektuptur.-
Öğret ona ki...
"Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını... Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil polikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır."
" Her düşmana karşılık bir de dost olduğunu da öğret ona! Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların, bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret... Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona!.. Ve hem de kazanmaktan neşe duymayı, kıskançlıktan uzaklara yönelt onu..."
"Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona... Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını..."
"Eğer yapabilirsen, ona, kitapların mucizelerini öğret.Fakat ona, sessiz zamanlar da tanı! Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin edebi gizemini düşünebileceğini... Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona...Ona, kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi..."
"Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona'.. Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma! Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat, tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret."
"Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona...Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.Herkesin, sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara, dudak bükmesini öğret ona. Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.."
"Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret... Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona... Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona, nazik davran, fakat onu kucaklama!.. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak, sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak, cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlara karşı da derin bir inanç taşıyacaktır..."
"Bu büyük bir taleptir. Ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım...O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum..."
Öğret ona ki...
"Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını... Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil polikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır."
" Her düşmana karşılık bir de dost olduğunu da öğret ona! Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların, bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret... Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona!.. Ve hem de kazanmaktan neşe duymayı, kıskançlıktan uzaklara yönelt onu..."
"Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona... Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını..."
"Eğer yapabilirsen, ona, kitapların mucizelerini öğret.Fakat ona, sessiz zamanlar da tanı! Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin edebi gizemini düşünebileceğini... Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona...Ona, kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi..."
"Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona'.. Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma! Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat, tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret."
"Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona...Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.Herkesin, sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara, dudak bükmesini öğret ona. Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.."
"Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret... Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona... Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona, nazik davran, fakat onu kucaklama!.. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak, sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak, cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlara karşı da derin bir inanç taşıyacaktır..."
"Bu büyük bir taleptir. Ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım...O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum..."
9/27/2007
GERÇEK ARKADAŞ
"A true friend is someone who sees the pain in your eyes while everyone else believes the smile on your face"
- Unknown
"Gerçek bir arkadaş, diğerleri yüzündeki gülümsemeye inanırken, gözlerindeki acıyı görendir."
- Unknown
"Gerçek bir arkadaş, diğerleri yüzündeki gülümsemeye inanırken, gözlerindeki acıyı görendir."
Labels:
Arkadaş,
Gerçek Arkadaş,
Gözlerdeki acı,
Yüzdeki Gülümseme
9/26/2007
İyi Durumda Olmak
"People need you at your best when they are at their worst"
- Shaun Belding
"insanlar, en kötü hallerinde senin en iyine durumda olmana ihtiyaç duyarlar"
- Shaun Belding
"insanlar, en kötü hallerinde senin en iyine durumda olmana ihtiyaç duyarlar"
9/25/2007
Evlilik ve Kadın Üzerine Buyuk Dusunurlerin Sozleri
Karınızı araklayan adama verebileceğiniz en büyük ceza, "sende kalsın" demektir.
Sacha Guitry
Evlendikten sonra erkek ve kadın, yazı-tura gibidir; asla yüz yüze gelmezler, ancak hep beraberdirler.
Hemant Joshi
Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz. Eşiniz kötü olursa filozof olursunuz..
Socrates
Kadınlar bize her zaman büyük hedefler gösterir, ve onlara ulaşmamızı engeller.
Dumas
Hiç yanıtlayamadığım en büyük soru şu olagelmiştir: "Bir kadın ne ister?"
Sigmund Freud
Karıma bazı sözler etmişimdir, o da bana bazı paragraflarla cevap vermiştir. Anonim
Bazı kişiler uzun evliliğimizin sırlarını sorarlar;. Biz haftada iki kez restorana gideriz. Biraz mum ışığı, akşam yemeği, hafif müzik ve dans... O salı günleri gider, ben cuma."
Henny Youngman
Terörizm beni hiç endişelendirmez. İki yıldır evliyim.
Sam Kinison
Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir.
James Holt McGavran
Her iki karımla da talihim kötü gitti. Birincisi beni terketti, ikincisi terketmedi.
Patrick Murray
Evliliğinizi iyi götürmek istiyorsanız, 1) hatalı olduğunuzda itiraf edin, 2) haklı olduğunuzda susmayı bilin.
Nash
Karınızın doğum gününü unutmamanızın en iyi yöntemi, bir kez unutmanızdır.
Anonim
Evlenmeden önce ne yaptım, biliyor musunuz? İstediğim her şeyi..
Henny Youngman
Karımla ben 20 yıl çok mutlu yaşadık. Sonra da tanıştık.
Rodney Dangerfield
İyi bir kadın, kendisinin yaptığı her hatasında kocasını affedendir.
Milton Berle
Evlilik, kişinin düşmanıyla yattığı tek savaş şeklidir.
Anonim
Adamın biri evlenecek kadın aradığı ilanını verir. Ertesi gün aynı mesajı ileten yüzlerce mektup alır: "Benimkini alabilirsin".
Anonim
Birinci adam (iftiharla): "Benim karım bir melek!"
İkinci adam: "Çok şanslısın, benimki hala yaşıyor"
Anonim
Sacha Guitry
Evlendikten sonra erkek ve kadın, yazı-tura gibidir; asla yüz yüze gelmezler, ancak hep beraberdirler.
Hemant Joshi
Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz. Eşiniz kötü olursa filozof olursunuz..
Socrates
Kadınlar bize her zaman büyük hedefler gösterir, ve onlara ulaşmamızı engeller.
Dumas
Hiç yanıtlayamadığım en büyük soru şu olagelmiştir: "Bir kadın ne ister?"
Sigmund Freud
Karıma bazı sözler etmişimdir, o da bana bazı paragraflarla cevap vermiştir. Anonim
Bazı kişiler uzun evliliğimizin sırlarını sorarlar;. Biz haftada iki kez restorana gideriz. Biraz mum ışığı, akşam yemeği, hafif müzik ve dans... O salı günleri gider, ben cuma."
Henny Youngman
Terörizm beni hiç endişelendirmez. İki yıldır evliyim.
Sam Kinison
Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir.
James Holt McGavran
Her iki karımla da talihim kötü gitti. Birincisi beni terketti, ikincisi terketmedi.
Patrick Murray
Evliliğinizi iyi götürmek istiyorsanız, 1) hatalı olduğunuzda itiraf edin, 2) haklı olduğunuzda susmayı bilin.
Nash
Karınızın doğum gününü unutmamanızın en iyi yöntemi, bir kez unutmanızdır.
Anonim
Evlenmeden önce ne yaptım, biliyor musunuz? İstediğim her şeyi..
Henny Youngman
Karımla ben 20 yıl çok mutlu yaşadık. Sonra da tanıştık.
Rodney Dangerfield
İyi bir kadın, kendisinin yaptığı her hatasında kocasını affedendir.
Milton Berle
Evlilik, kişinin düşmanıyla yattığı tek savaş şeklidir.
Anonim
Adamın biri evlenecek kadın aradığı ilanını verir. Ertesi gün aynı mesajı ileten yüzlerce mektup alır: "Benimkini alabilirsin".
Anonim
Birinci adam (iftiharla): "Benim karım bir melek!"
İkinci adam: "Çok şanslısın, benimki hala yaşıyor"
Anonim
Labels:
Ah şu kadınlar,
Evlilik,
Kadınlar ne ister,
Kadınları anlamak
9/22/2007
Akıllı Deliliği mi,Aptalca Akıllılığı mı?
Akıllı değil hayat; ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Ne zaman güldüreceği, ne zaman ağlatacağı, ne zaman öldüreceği belli değil... Eh, o bizimle eğlenirken bizim elimiz armut mu toplayacak? Doğrusunu isterseniz, beni bozar bu pasifizm! Bir şekilde hayata müdahale etmeliyim. Yoksa hasedimden çatlarım valla.
Evet, akıllı durmuyor, iki dakika delikanlı olmuyor hayat. Hiç durmadan korkular, tecrübeler, deneyler, yıkımlar ve coşkular sunuyor bize. Biz de bunları biriktirip, eldeki verilerden yaşantımıza bir şekil veriyoruz.
Küçük deneyler yapıyoruz, sonuçlarını bekliyoruz ve sonuçlara göre kararlar alıyoruz. Büyük denemelereyse korkularımız izin vermiyor. Acıdan, kırılmaktan, aldatılmaktan, yenilmekten ne kadar çok korkuyoruz...
Oysa yaşam denen şey; ne deneyleri, ne sonuçlarını ne de karar verme sürelerini bekleyecek kadar uzun değil. Kaçıp gidiyor işte! Ucundan kıyısından yakalayabiliyorsan ne ala, yakalayamıyorsan derdine yan.
* * *
Hayat deli bir oyundur. Çılgın bir hızla ve sen ne olup bittiğin anlamadan akıp gider. Her nedense, bu oyunda kazanan tarafın 'akıllı insanlar' olduğu düşünülür. Saçma! 'Akıllı insanlar'ın aşkı mutsuzdur... Paraları vardır ama işlerinde endişe içindedirler... Mantık evliliği yaparlar ama tutku yoktur... Paralı, kariyer sahibi, başarılı arkadaşları vardır ama dostları yoktur; yalnızdır onlar... Anlatacak ilginç öyküleri yoktur; sıradan, güvenli ve huzurlu bir yaşamdan öykü mü çıkar Alla'sen?
Akıllıdırlar ama simetrik ve monoton bir yaşam içinde, gol atmadan ve durmadan kalelerini savunarak debelenip dururlar. Konforlarından, paralarından, güvencelerinden vazgeçemedikleri için, özgün bir dünya kuramazlar kendilerine ve çevrelerine.
Durmadan savunma halindedirler. Sevgililerine, arkadaşlarına, patronlarına, çalışanlarına kendilerini savunmakla geçer hayatları. Yaşamın deliliğinden tırsarlar ve durmadan acıya karşı savunmada kalırlar... Savunma yapmaktan imanları gevrer ve atak yapmaya halleri kalmaz. Yani, kendi yaşamlarına müdahil bile olamazlar.
Senecca'nın da dediği gibi: "Vazgeçmeye hazır ve istekli olanlar dışında hiç kimse hayatın gerçek tadını alamaz". Önyargılardan, deneylerden, sıradan mutluluklardan, huzurdan, güvende olmaktan, paradan ve kariyerden vazgeçmeden otantik bir hayatı yakalamak olası mıdır? Sanmıyorum.
kafam çingene bohçası gibi.. Kendime söz dinletemiyorum. Korkuyorum ama bir o kadar da heyecanlı ve hevesliyim.
Cervantes, Don Kişot'a şunları söyletirken benimle aynı kaygıları taşıyordu herhalde: "Hangisini tercih ederdin; akıllı deliliği mi, aptalca akıllılığı mı?"
Ben çoktan deliliği seçtim. Elbette 'akıllı deliliği' seçtim. Deliliğim, aklın ve gerçeklerin inkarı değil; onlara rağmen tercih edilmiş bir delilik.
Nasılsa hayat deli; ne zaman ne yapacağı belli olmuyor... Korkunun ecele faydası yoksa; ölüm geldiğinde ben burada kahkahalarla eğleniyor olacağım ve uysal uysal teslim olacağım ona.
Mutlu aşk yoksa, bu aşkın suçu değil; her defasında aşka yenileceğim.
O halde serbest bırakalım karanlık odalardan tutkuları.... Hadi!
Evet, akıllı durmuyor, iki dakika delikanlı olmuyor hayat. Hiç durmadan korkular, tecrübeler, deneyler, yıkımlar ve coşkular sunuyor bize. Biz de bunları biriktirip, eldeki verilerden yaşantımıza bir şekil veriyoruz.
Küçük deneyler yapıyoruz, sonuçlarını bekliyoruz ve sonuçlara göre kararlar alıyoruz. Büyük denemelereyse korkularımız izin vermiyor. Acıdan, kırılmaktan, aldatılmaktan, yenilmekten ne kadar çok korkuyoruz...
Oysa yaşam denen şey; ne deneyleri, ne sonuçlarını ne de karar verme sürelerini bekleyecek kadar uzun değil. Kaçıp gidiyor işte! Ucundan kıyısından yakalayabiliyorsan ne ala, yakalayamıyorsan derdine yan.
* * *
Hayat deli bir oyundur. Çılgın bir hızla ve sen ne olup bittiğin anlamadan akıp gider. Her nedense, bu oyunda kazanan tarafın 'akıllı insanlar' olduğu düşünülür. Saçma! 'Akıllı insanlar'ın aşkı mutsuzdur... Paraları vardır ama işlerinde endişe içindedirler... Mantık evliliği yaparlar ama tutku yoktur... Paralı, kariyer sahibi, başarılı arkadaşları vardır ama dostları yoktur; yalnızdır onlar... Anlatacak ilginç öyküleri yoktur; sıradan, güvenli ve huzurlu bir yaşamdan öykü mü çıkar Alla'sen?
Akıllıdırlar ama simetrik ve monoton bir yaşam içinde, gol atmadan ve durmadan kalelerini savunarak debelenip dururlar. Konforlarından, paralarından, güvencelerinden vazgeçemedikleri için, özgün bir dünya kuramazlar kendilerine ve çevrelerine.
Durmadan savunma halindedirler. Sevgililerine, arkadaşlarına, patronlarına, çalışanlarına kendilerini savunmakla geçer hayatları. Yaşamın deliliğinden tırsarlar ve durmadan acıya karşı savunmada kalırlar... Savunma yapmaktan imanları gevrer ve atak yapmaya halleri kalmaz. Yani, kendi yaşamlarına müdahil bile olamazlar.
Senecca'nın da dediği gibi: "Vazgeçmeye hazır ve istekli olanlar dışında hiç kimse hayatın gerçek tadını alamaz". Önyargılardan, deneylerden, sıradan mutluluklardan, huzurdan, güvende olmaktan, paradan ve kariyerden vazgeçmeden otantik bir hayatı yakalamak olası mıdır? Sanmıyorum.
kafam çingene bohçası gibi.. Kendime söz dinletemiyorum. Korkuyorum ama bir o kadar da heyecanlı ve hevesliyim.
Cervantes, Don Kişot'a şunları söyletirken benimle aynı kaygıları taşıyordu herhalde: "Hangisini tercih ederdin; akıllı deliliği mi, aptalca akıllılığı mı?"
Ben çoktan deliliği seçtim. Elbette 'akıllı deliliği' seçtim. Deliliğim, aklın ve gerçeklerin inkarı değil; onlara rağmen tercih edilmiş bir delilik.
Nasılsa hayat deli; ne zaman ne yapacağı belli olmuyor... Korkunun ecele faydası yoksa; ölüm geldiğinde ben burada kahkahalarla eğleniyor olacağım ve uysal uysal teslim olacağım ona.
Mutlu aşk yoksa, bu aşkın suçu değil; her defasında aşka yenileceğim.
O halde serbest bırakalım karanlık odalardan tutkuları.... Hadi!
9/21/2007
Hayatın Anlamı
Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi..
Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis..
Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus..
Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis..Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ...
Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona
-Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona
git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus ..Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ...Adam kabul etmis..Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus.Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ...
Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyagı eksilmesin eger bir damla eksilirse
kaybedersin..Adam gözü çay kasiginda bahçeyi turlayip gelmis.Bilge bakmis
evet demis kasikta yag eksilmemis,peki bahçe nasil di(!)
Adam saskin..Ama demis ben kasiktan baska bir yere bakmadim ki ....
Simdi tekrar bahçeyi dolasiyorsun kasik yine elinde olacak ama bahçeyi
inceleyip gel ,demis Bilge...
Adam tekrar bahçeye çikmis gördügü güzellikler büyülemis muhtesem bir
bahçedeymis çünkü ...
Geri geldiginde bilge ,adama bahçe nasildi diye sormus ...
Adam gördügü güzellikler karsisinda büyülendigini anlatmis..Bilge gülümsemis ,ama kasikta hiç yag kalmamis demis ve eklemis
"--Hayat senin bakisinla anlam kazanir ya sadece bir noktayi görürsün
hayatin akip gider sen farkina varmazsin..Yada görebilecegin tüm
güzelliklerin tam ortasinda hayati yasarsin akip giden zamanin anlam
kazanir.
"Hayatinin anlami senin bakislarinda gizli"
Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis..
Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus..
Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis..Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ...
Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona
-Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona
git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus ..Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ...Adam kabul etmis..Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus.Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ...
Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyagı eksilmesin eger bir damla eksilirse
kaybedersin..Adam gözü çay kasiginda bahçeyi turlayip gelmis.Bilge bakmis
evet demis kasikta yag eksilmemis,peki bahçe nasil di(!)
Adam saskin..Ama demis ben kasiktan baska bir yere bakmadim ki ....
Simdi tekrar bahçeyi dolasiyorsun kasik yine elinde olacak ama bahçeyi
inceleyip gel ,demis Bilge...
Adam tekrar bahçeye çikmis gördügü güzellikler büyülemis muhtesem bir
bahçedeymis çünkü ...
Geri geldiginde bilge ,adama bahçe nasildi diye sormus ...
Adam gördügü güzellikler karsisinda büyülendigini anlatmis..Bilge gülümsemis ,ama kasikta hiç yag kalmamis demis ve eklemis
"--Hayat senin bakisinla anlam kazanir ya sadece bir noktayi görürsün
hayatin akip gider sen farkina varmazsin..Yada görebilecegin tüm
güzelliklerin tam ortasinda hayati yasarsin akip giden zamanin anlam
kazanir.
"Hayatinin anlami senin bakislarinda gizli"
To Live A Happy Life
9/20/2007
Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak
When life gives you a hundred reasons to cry, show life that you have a thousand reasons to smile.
Eğer hayat sana ağlaman için yüzlerce sebeb veriyorsa,sen ona gülümsemek için binlerce sebep göster.
Eğer hayat sana ağlaman için yüzlerce sebeb veriyorsa,sen ona gülümsemek için binlerce sebep göster.
9/17/2007
Bayrak Davasında Beraat
BAYRAK DAVASINDA BERAAT
Muğla'nın Dalaman ilçesinde bir Alman'ın evinin bahçesine direk dikip Alman bayrağını asması üzerine konuya duyarlılık gösteren yurttaşlarımızdan bir kaçı Alman'ın bahçesine girerek Alman Bayrağını indirdi.
Bu eyleme önderlik eden Yüksel Sarı, Gülsen Sarı, Mustafa Cihan ve Sarp Gürpınar ve hakkında Dalaman Asliye Ceza Mahkemesinde Dalaman Cumhuriyet Savcılığı tarafından kamu davası açıldı.
15 /11/2006 Günkü duruşmada, eylemin önderi konumunda olan Yüksel Sarı'nın yaptığı son savunmadan sonra mahkeme heyetince, suçun asli unsurları oluşmadığından BERAAT kararı verildi.
Bu konu ile ilgili olarak, Yüksel Sarı'nın mahkemede yapmış olduğu son savunma aşağıdadır.
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞINA / DALAMAN
DOSYA: 2006/63 E
SANIK: Yüksel Sarı, Ortaca Tel:0533 243 2614
DAVACI: Kamu Hukuku
KONUSU: Esas hakkındaki savunmamın sunulmasıdır.
Muğla'nın Dalaman ilçesinde, toprak satın alan bir Alman vatandaşı villasının bahçesindeki direğe Alman bayrağını asması üzerine, durumdan rahatsız olan şu anda sanık sandalyesinde oturan bizim gibi duyarlı olan yurttaşlarımızdan bazıları ile bu konuyu ilçedeki kahvehanelerde ve kafelerde tartışmaya başladık ve konuya duyarlı yurttaşlarımızla bu durumu yerel yöneticilerimize (ilçe kaymakamı, ilçe cumhuriyet savcısı ve ilçe emniyet müdürlüğüne) topu olarak dilekçe vermek suretiyle bildirdik.
Alman vatandaşı olan bu şahsın bahçesindeki direğe asılı olan Alman bayrağının dilekçemizi verdiğimiz tarihten itibaren eylemi gerçekleştirdiğimiz tarihe kadar geçen üç aylık zaman süreci içinde hala bahçesinde asılı olması karşısında, yerel yöneticilerin bu durumu bildikleri halde sessiz kalmalarını, onlardan bu konuda yasal bir işlem yapmalarını beklediğimiz halde hiçbir yasal işlem yapmadıklarını, ve ayrıca yöneticilerin Türk vatandaşı olan bizlerin herhangi bir konuda bu yasal olarak giderilmesini talep ettiğimiz isteklerimizi göz ardı ederek ilçedeki yabancı uyruklu taşınmaz mülk sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde talimatlar verdiklerini, Türk vatandaşlarını kapıda bekletirken bu yabancılara büyük bir nezaketle zaman ayırdıklarını gözlemledik.
Bunun üzerine ertesi gün gittik ve Alman bayrağını indirdik.
Ortaca ve Dalaman'lı yurttaşlarımızda bize katıldı.
Biz suç islemedik, bir suçu ortadan kaldırdık.
Çünkü mahkemenizce de bilineceği gibi 2893 Sayılı Bayrak kanunu, yabancı ülke bayraklarının hangi koşullarda, nerelere asılabileceğini saymıştır.
Alman vatandaşının villasının bahçesine bir direk dikip, kendi ülke bayrağını asması bu kanuna aykırıdır ve suç teşkil etmektedir.
Sayın Yargıç,
Bir Alman vatandaşı başka bir ülkede evinin bahçesine direk dikip, kendi ülkesinin bayrağını neden asar?
Onu bu suçu işlemeye sevk eden sebep nedir?
Bu soruların yanıtı düşünülürken, buna benzer olayları sıkça yaşamamıza neden olan yabancılara toprak satışı ve sonuçları üzerinde kısaca durmak istiyoruz.
Geçmişte ve bugün, yabancılara toprak satışının serbest bırakılması ile Devletin dağılma süreci arasındaki paralellik hepimizin dikkatini çekmiştir.
1854 Yılında Kırım savaşına katılan Osmanlı, ilk kez, İngiltere'den %6 faiz ile 3 milyon Sterlin borç almıştır.
Batılı ülkelerin dayatmalarıyla, 1856 Islahat Fermanı ile birlikte Yabancılara toprak satışı serbest bırakılmıştır.
1860 yılında İngiltere, borçların ödenmesi görüşmeleri sırasında Osmanlı topraklarının yabancılara satışının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını istemiştir.
Bu satışlar sonucunda sadece Ege bölgemizde altı milyon dönüm arazi yabancıların eline geçmiştir.
1890-1900 yılları arasında İzmir'in %85'inin yabancılara ait olduğu açıklanmıştır.
1913 yılında yapılan bir düzenlemeyle yabancı şirketlerin de Osmanlı'dan taşınmaz satın almalarının önü açılmıştır.
Bu yasalara dayanılarak, bu günkü İsrail'in bulunduğu topraklar Filistinlilerce satışa çıkarılmış, İsrail devleti bu topraklar üzerine kurulmuştur.
Kurtuluş savaşından sonra, 1924 yılında çıkan kanunla yabancılara toprak satışına yasaklar getirilmiştir.
1984 yılında yabancılara toprak satışının yeniden gündeme getirilmesi tesadüf değildir.
Ancak Anayasa mahkemesince bu yasa iptal edilmiştir.
Anayasa mahkemesi son derece öğretici olan iptal gerekçesinde şunları söylemektedir.
"Ülkede yabancıların arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu olarak değerlendirilemez. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığının simgesidir. Yabancılara satılan toprakların geri alınması zordur ve yabancılar kendi devletlerinin koruması altındadır. 1948 yılı öncesinde bu şekilde toprak satın alarak İsrail devletinin temellerinin atıldığı Unutulmamalıdır."
Nasıl ki batılı emperyalistlerin dayatmalarıyla ıslahat fermanı çıkmış ve böylece toprak satışı serbest bırakılmış ise, bugünde Avrupa Birliği dayatmalarıyla yabancılara toprak satışı serbest bırakılmıştır.
Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Litvanya, Estonya gibi pek çok Avrupa ülkesi Avrupa Birliğine girmeden önce Yabancılara toprak satışını serbest bırakmayı reddetmişler ve onların bu karşı duruşu kabul edilmiştir.
Türkiye ise Avrupa Birliğine girmeyeceği, ucu açık sürelerin verildiği ve bu sürelerin her defasında biraz daha uzatıldığı bir durumda hiç duraksama göstermeden yabancılara toprak satışını kabul etmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun 06/02/2006 tarihli raporuna göre, kesin bir bilgi olmamakla birlikte, yabancılara toprak satışının serbest bırakılmasıyla 51.012 yabancı, toplam 47.240 adet taşınmaz satın almıştır.
Satın alınan taşınmaz miktarı ise 272.871.200 metrekaredir.
Türk ortaklı alımlar, özelleştirmeler, şirket devirleri ve özellikle GAP bölgesinde kayıt dışı olarak yabancılara geçen taşınmaz miktarı ise bilinmemektedir.
Yabancıların taşınmaz satın almalarında dikkati çeken husus, bir bölgede koloniler halinde yerleşmeleridir.
Bunun sonucunda Kalkan da bir İngiliz mahallesi kurulmuştur.
Kalkan ticaretinde söz sahibidirler.
Fethiye ölüdeniz civarında yaklaşık 4000 konut yabancıların elindedir.
Onlarda kayıt dışı turizm işletmeciliği yapmaktadır.
Milli ekonomi zaafa uğratılmaktadır.
Didim'in önemli bir kısmı yabancıların eline geçmiştir.
Elektrik ve su faturaları İngilizce olmuştur.
Kendi bölgemiz Ortaca ve Dalaman ilçelerinde de İngiliz ve Alman mahalleleri vardır.
Yabancıların koloni halinde yerleşim birimleri kurmaları ile misyonerlik faaliyetleri daha da kolaylaşmış ve yoğunlaşmıştır.
İşsiz gençlerimize, para verilerek,kilisenin korumasına alınacakları, Avrupa'ya rahat gidip gelecekleri ve iş sahibi olacakları söylenerek, Hıristiyanlaştırılmakta, yabancılaştırılmakta ve kendi milletine karşı ajanlaştırılmaktadır.
Yabancılara toprak satışı ile bizim "ikiz ihanet yasaları" dediğimiz, yasalar arasında çok yakın bir ilgi bulunmaktadır.
Bilindiği gibi 2003 yılında iktidar ve muhalefet milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen bu yasalara göre dilsel ve dinsel azınlık kavramları getirilmiş, azınlık kavramı genişletilmiş ve bir bölgede yaşayan azınlıklara kendi bölgelerindeki yer üstü ve yer altı kaynakları üzerinde hak iddia etme ve kendi kaderlerini tayin hakkı tanınmıştır.
Bu yasalara göre Türkiye, bu yükümlülüklerini yerine getirmediği taktirde yabancı ükelerin askeri yaptırımları da dahil olmak üzere her türlü yaptırım ile karşılaşabilecektir.
Sayın Yargıç;
"Toprak" bağımsızlığın ve egemenliğin adıdır.
Toprağınız yoksa eğer ne egemenliğiniz ne de bayrağınız olur.
Oysa bugün Türkiye, dış borç faizlerini ödeyebilmek için, döviz karşılığında vücudunu satıyor.
Türkiye aslında egemenliğini satıyor.
Bundan daha büyük utanç olabilir mi?
Eğer biz yanlışsak, bütün bu satışlar doğru ise, o zaman soruyoruz.
Kurtuluş savaşını biz neden yaptık, neden düşmanı Polatlı önlerinden çevirdik,
Neden milyonlarca şehit kanı ile sulandı bu topraklar?
Yabancılara toprak satışının toplumsal dokumuzu bozan, millet olma ve yurttaşlık bilincini zaafa uğratan olumsuz bir etkisi daha vardır.
Batılı emperyalistlerin baskılarıyla, Gümrük Birliği anlaşmalarıyla, yabancı tarım ürünleri karşısında perişan edilen, pancarına, tütününe kota konulan, toprağını ekemez hale gelen köylü çaresizlikten toprağını satışa çıkartır.
Peki kim alacak?
Komşusu da kendisi gibi.
Böyle olunca bu bereketli topraklar yabancıların eline geçiyor.
Yabancılar oralara villalar yapıyor, kendi mahallelerini kuruyor.
Bir de kapı konuluyor.
Türkler o mahallelere giremesin diye.
Kapıya da bir Türk bekçi konuluyor.
Bizim insanımız önceden ekip biçtiği, çocuklarını yetiştirdiği bu topraklara uzaklardan bakıyor ve kendisini bahçıvan, eşini de çamaşırcı yapabilmek için o kapıya yöneliyor.
Milletin öz güveni köreltiliyor.
Vatan kavramı, millet olma bilinci işte böyle yok ediliyor.
Sayın Yargıç;
Bütün bunlar olurken aklımıza şu Afrika atasözü geliyor.
"Önce bizim elimizde bereketli topraklarımız vardı, onların da elinde İncil. Sonra bereketli topraklarımız onların oldu, bizim ise elimizde İncil kaldı."
Sayın Yargıç;
Simdi yukarıdaki soruyu tekrarlıyoruz.
Bir Alman bahçesindeki direğe Alman bayrağını neden asar?
Bu sorunun cevabi yukarıda anlatılanların tümüdür.
Çünkü o Alman, bizim toprağı satın almakla, egemenliğimizi, haysiyetimizi her şeyimizi satın aldığını düşünmüştür.
Orayı bir sömürge toprağı gibi görmüştür.
Kendi milleti ile gururlanırken, bizim milletimizi çaresiz görmüş ve aşağılamıştır.
Fakat fena halde yanılmıştır.
Alman bunu yapar da biz durur muyuz?
Gider o bayrağı indiririz.
Nitekim öyle yaptık.
Bin kere asılırsa, bin kere gider indiririz.
Biz suç islemedik.
Bir suçu ortadan kaldırdık.
Bizim hiçbir millete düşmanlığımız yoktur.
Hiçbir milletin bayrağı ile de sorunumuz yoktur.
Egemenliğimizi, onurumuzu zedeleyen ve suç teşkil eden bir saldırıya karşı meşru müdafaa yaptık.
O toprağın "işgal edilmiş toprak" olmadığını gösterdik.
Milletimiz hoşgörü sahibi, misafir sever büyük bir millettir.
Fakat yabancılar da şunu bilmelidir.
Bizim milletimiz ihanet yasalarını çıkaranlardan ibaret değildir.
O nedenle nasıl ki su yüz dereceye geldiğinde kaynar ise, Türkiye'nin neresinde olursa olsun kanuna aykırı bir yabancı bayrak asılırsa, o bayrak derhal indirilir.Milletimize söz veriyoruz.
Bu teslimiyet son bulacaktır.
Hiç kuşku duyulmasın ki;
"Milli bir hükümet kurulacak ve yabancıya toprak satışı durdurulacaktır."
Sayın Yargıç;
Asıl biz şikayetçiyiz.
Milli ekonomiyi batıranlardan, bizi borç batağına sokanlardan, hortumculardan, soygunculardan, vurgunculardan, Milli bağımsızlığımızı ayak altına sürenlerden, onurumuzu kıranlardan, Gümrük Birliği anlaşmalarını imzalayanlardan, ihanet yasalarını çıkaranlardan, misyonerliği serbest bırakanlardan, halkımızı toprağını satmak zorunda bırakanlardan, vatan topraklarının satışını serbest bırakıp, milletimizi bu durumlara düşürenlerden asıl biz şikayetçiyiz.
O nedenle hakkımızda beraat kararı verilerek asıl sorumlu olanların cezalandırılmaları için dosyanın Cumhuriyet savcılığına iadesini talep ediyoruz.
SONUÇ VE İSTEM;
Yukarıda sunulan nedenlerle hakkımızda BERAAT kararı verilmesini talep ediyoruz.
15/11/2006
SANIK : YÜKSEL SARI
9/16/2007
Ne Yaptınız Ağaçlarıma?
Sanki çaresizdim bu durum karşısında.Çaresizmiydim gerçektende?Kalbime hançer vurulmuş gibi kanıyordu kalbim, bundan ote bir acı var içimde sızım sızım sızlayan ne tarif edebildiğim nede buyuklüğünü anlatabildiğim bir acı idi.
Ama sebebini biliyordum tarifi guc olan bu acımın.Sizlerdiniz evet yanlış duymadınız.Çoçukluğum ve gençliğim doneminde güzelim memleketim Mersin'deki baharın gelişini müjdeleyen ağaçların eşsiz kokusunu yapacağınız inşaatlar için bazen birer bazende toplu olarak katlettiniz.Anlam veremiyordum butun bunlara.Aranızda anlayan biri varsa lutfen bana anlatsın.
Çizimler Ergin Asyalı




Ama sebebini biliyordum tarifi guc olan bu acımın.Sizlerdiniz evet yanlış duymadınız.Çoçukluğum ve gençliğim doneminde güzelim memleketim Mersin'deki baharın gelişini müjdeleyen ağaçların eşsiz kokusunu yapacağınız inşaatlar için bazen birer bazende toplu olarak katlettiniz.Anlam veremiyordum butun bunlara.Aranızda anlayan biri varsa lutfen bana anlatsın.
Çizimler Ergin Asyalı




Labels:
Ağaçlar,
Mersin Ergin Asyalı,
Orman,
Portakal Ağaçları
9/14/2007
Denemek Başarmanın Başlangıcıdır.
"I can't do it" never yet accomplished anything: "I will try" has accomplished wonders.
George P. Burnham
Yapamam demek henüz bir şey başaramadı,"Deneyeceğim" harikalar başarmıştır.
George P. Burnham
Yapamam demek henüz bir şey başaramadı,"Deneyeceğim" harikalar başarmıştır.
9/13/2007
KARAR VERMEDEN ÖNCE
Adamin dort oglu vardi. Adam ogullarinin bir sey gorduklerinde veya
yasadiklarinda cok cabuk yargilamadan onlari anlamalarini isterdi. Her
bir oglunu bir arastirmaya gondermeye karar verdi ve uzaklarda bulunan
bir armut agacina gidip bakmalarini istedi.
Birinci ogul agaci gormeye kisin gitti, ikincisi baharda, ucuncusu yazin ve
dorduncusu de sonbaharda.
Hepsi geri donduklerinde baba onlari cagirdi ve ne gorduklerini anlatmalarini
istedi.
Birinci ogul agacin cirkin oldugunu, seklinin bozuk, bukulmus ve kivrilmis oldugunu
soyledi.
Ikinci ogul "hayir, agac yesil tomurcuklarla kapliydi ve umut vadediyordu." dedi.
Ucuncu ogul itiraz etti; agacin cok guzel kokan ve cok guzel gorunen ciceklerle dolu
oldugunu soyledi. Gordugu sey hayatinda gordugu en zarif, en hos seydi.
Sonuncu ogul hic birisine katilmadi. Agacin olgunlasmis oldugunu ve meyvalardan
egildigini, meyvalarin da hayat dolu olduklarini soyledi.
Adam ogullarina her birisinin hakli oldugunu, cunku her birinin agacin hayatindaki
sadece bir mevsimi gordugunu soyledi.
"Bir agaci veya bir insani sadece bir mevsimle yargilayamazsiniz ve kim oldugunuzun
esasi ve hayattan gelen zevk, sevinc ve sevgi sadece en sonunda, tum mevsimler
gectiginde olculebilir."
yasadiklarinda cok cabuk yargilamadan onlari anlamalarini isterdi. Her
bir oglunu bir arastirmaya gondermeye karar verdi ve uzaklarda bulunan
bir armut agacina gidip bakmalarini istedi.
Birinci ogul agaci gormeye kisin gitti, ikincisi baharda, ucuncusu yazin ve
dorduncusu de sonbaharda.
Hepsi geri donduklerinde baba onlari cagirdi ve ne gorduklerini anlatmalarini
istedi.
Birinci ogul agacin cirkin oldugunu, seklinin bozuk, bukulmus ve kivrilmis oldugunu
soyledi.
Ikinci ogul "hayir, agac yesil tomurcuklarla kapliydi ve umut vadediyordu." dedi.
Ucuncu ogul itiraz etti; agacin cok guzel kokan ve cok guzel gorunen ciceklerle dolu
oldugunu soyledi. Gordugu sey hayatinda gordugu en zarif, en hos seydi.
Sonuncu ogul hic birisine katilmadi. Agacin olgunlasmis oldugunu ve meyvalardan
egildigini, meyvalarin da hayat dolu olduklarini soyledi.
Adam ogullarina her birisinin hakli oldugunu, cunku her birinin agacin hayatindaki
sadece bir mevsimi gordugunu soyledi.
"Bir agaci veya bir insani sadece bir mevsimle yargilayamazsiniz ve kim oldugunuzun
esasi ve hayattan gelen zevk, sevinc ve sevgi sadece en sonunda, tum mevsimler
gectiginde olculebilir."
What is the begining of wisdom?
Wonder is the begining of wisdom in learning from books as well as from nature.If you never ask yourself any questions about the meaning of a passage.You cannot expect the book to give you any insight you do not already possess.
Read not to contradict and confute; not to believe and take for granted not to find talk and discourse but to weigh and consider.
Nothing but action solves practical problems.
From How To Read A Book
Read not to contradict and confute; not to believe and take for granted not to find talk and discourse but to weigh and consider.
Nothing but action solves practical problems.
From How To Read A Book
9/12/2007
Senin için Yazdım
OLGUNLAŞMAK
Artık eskisi gibi her Hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.
"Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım",
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak
bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık.Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında
sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense
tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki
yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.
Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne
derler korkuları çoktan geride kaldı .
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi
zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride
kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
"Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım",
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak
bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık.Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında
sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense
tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki
yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.
Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne
derler korkuları çoktan geride kaldı .
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi
zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride
kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Labels:
Can DÜNDAR,
HAZIRLAYAN,
MİNE AKTAŞ,
OLGUNLAŞMAK
Bir şeyler Soylemek,Plato
Wise men talk because they have something to say; fools, because they have to say something.
Bilge insanlar söylenmesi gereken bir şey varsakonuşurlar,aptallar ise sırf birşeyler söylemek içinkonuşurlar.
Plato
Bilge insanlar söylenmesi gereken bir şey varsakonuşurlar,aptallar ise sırf birşeyler söylemek içinkonuşurlar.
Plato
Labels:
Plato,
Saying,
saying something,
söylemek,
Söz soylemek
9/11/2007
Mutlu Olmak
I wept because I had no shoes, until I saw a man who had no feet.
Ayakkabılarım olmadığı için ağladım,ta ki ayaklarıolmayan birini görene kadar.
Persian saying,
Ayakkabılarım olmadığı için ağladım,ta ki ayaklarıolmayan birini görene kadar.
Persian saying,
9/02/2007
HAYAL GUCU POWER OF DREAMS
Imagination is more important than knowledge.Knowledge is limited. Imagination encircles the world.
Hayal gucu bilgiden daha onemlidir.Bilgi sınrlıdır,hayalgucu ise dunyayı sarar.~ Albert Einstein
Hayal gucu bilgiden daha onemlidir.Bilgi sınrlıdır,hayalgucu ise dunyayı sarar.~ Albert Einstein
Onurluca Kazanmak
It is better to fail with honor than to win by deceit
Onurluca kaybetmek,hile ile kazanmaktan daha iyidir.
Onurluca kaybetmek,hile ile kazanmaktan daha iyidir.
Subscribe to:
Comments (Atom)


