Parayı değil, başarıyı kovalayan kazanıyor Posted Temmuz 20th, 2007 byTüccar* Dev şirketler kuran ve artık iş filozofu olarak kabul edilen birinci kuşak büyük işadamları ve yöneticilere göre iş yaşamında paranın değil başarının peşinde koşanlar, 'en iyiler' ile çalışanlar kazanıyor.
EKONOMİ SERVİSİ:
Uzun iş deneyimlerinden felsefe üreten, 'düşünen' ve işi sadece para kazanma yolu olarak görmeyen işadamları başarılı oluyor. Türkiye'nin devkuruluşlarının temellerini atan birinci kuşak işadamları ile Henry Ford gibi hem otomotiv devi Ford Motor'u kurmuş, hem fikirleri ile iş düzenine,endüstriyel ilişkilere yeni sistemler getirmiş işadamlarının yanında, AkioMorita gibi elektronik devi Sony'yi yaratmış büyük işadamlarının, zamanla iş filozofu olduklarına dikkat çeken uzmanlar, bu isimlerin başarısının arkasında da aynı ilkelerin yattığını belirtiyorlar.Reklam şirketi TBWA İstanbul'un başkanı Cem Topçuoğlu'nun, dünya devi şirketleri kuran, yöneten önemli isimlerden, 17 yıllık iş yaşamında derlediği özdeyişler ile Türkiye'nin en büyük şirketlerinin temellerini atanbirinci kuşak işadamlarının sözleri, ilginç bir paralellik gösteriyor.Kültürel yapılara göre ülkeden ülkeye görece farklılık gösteren iş felsefesi, aslında evrensel ölçekte aynı deneyimleri ve aynı sonuçlarıyansıtıyor.Başarının ilkesi aynı Deneyimlerini damıtarak yaşam ilkelerini oluşturan başarısı tartışılmazişadamlarının özdeyiş değerindeki sözleri, 'en büyük sermeye' olarak çalışanlarını gördüklerini, iş başarısızlıklarını, daha zekice başlamanın bir fırsatı olarak değerlendirdiklerini, 'en iyiler' ile çalışmanın tainedici önemine inandıklarını, zamanlamaya, yaratıcılığa ve bilgiye büyük değer verdiklerini ortaya koyuyor.Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı, Hacı Ömer Sabancı, Ayhan Şahenk gibi şimdi hayatta olmayanların yanı sıra Sakıp Sabancı gibi önemli işadamlarının, şimdi kendi şirketlerinde, hatta başka şirketlerde duvarlara asılan,'özdeyiş' değerindeki sözleri, iş yaşam gurularının kitaplarına konu oluyor.
Patronların başarı ilkeleri Sadece para kazanmaya odaklanan iş, zayıf bir iştir.Henry Ford (Ford Comp. kurucusu)
En iyileri işe al ve yoldan çekil Bruce Crawford (BBDO International Başkanı)
İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.Robert Bosch (Boshc kurucusu)
Yaratıcılık beklenmeyeni aramaktan ve deneyimlerimizin dışına adım atmaktandoğar.Akio Morita (Sony'nin yaratıcısı)
Başarısızlığın ardından toparlanmak, çoğunlukla başarının üzerine inşa etmekten daha kolaydır.Michael Eisner, (CEO Disney)
Aynı sektörde çalışan çoğu insan aynı şekilde kördür. Hepsi aynı şeylere dikkat eder ve aynı şeylere dikkat etmezGary Hamel (İşletme gurusu)
Eğer Hewlett Packard, Hewlett Packard'ın bugün bildiğini bilseydi, şimdiolduğumuzun üç katı karlı olabilirdikLewis Platt, (CEO)
'En değerli unsur yetişmiş insandır'
Koç Grubu'nun kurucusu Vehbi Koç, başarıda 'yetişmiş insan'ın önemini sıksık vurguluyor. Koç'un bu konuda özdeyiş değerinde olan sözlerinden ikisi şöyle: "Her işin başarıya ulaşmasında en değerli unsur insandır. Yetişmiş insan gücü bir ülkenin, bir işyerinin istikbali için en büyük teminattır","Gençliğin yetişmesine hizmet bir insanlık ve vatan borcudur."*Hayatlarını özetlediler!..
*Özel girişimde gerçek ölçü, toplumun varlığını artırmadaki başarı düzeyidir.
Nejat Eczacıbaşı
Benim en büyük sermayem çalışanlarımdır.Ayhan Şahenk İlkem, bu toprağın bize verdiklerini, bu toprağın insanlarına gerivermektir.
Hacı Ömer Sabancı Kızarım biri bana sadece zengin derse, ben sosyal kişiliğimle ve gönülzenginliğimle mutluyum.Sakıp Sabancı
Bir iş sadece para için yapılır ise başarılı olunmaz. Çünkü, savaşlar paralı askerlerle kazanılmaz.Selçuk Yaşar
8/30/2007
Bilgin bir adam bir zamanlar demiski:
"Her toplum, kendilerinden daha azsansli olanlara nasil davrandigiyla degerlendirilir."
Sevgili Dostlar, karsinizda Secenekler var... Ne yapardiniz?. ...karari siz verin.
Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.Yine de okuyun.
Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?Okuma ve ogrenme zorlugu ceken cocuklara ozel egitim veren bir okul icin bagis toplama yemeginde, cocuklardan birisinin babasi katilimcilartarafindan asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamis ogretmenleri kutladiktan sonra soyle bir soru sordu:
"Disardaki etkenler tarafindan etkilenmedikce doga herseyi mukemmel bir sekil
ve sirada yapiyor. Ama yine de oglum Shay, diger cocuklarin ogrendikleri gibi ogrenemiyor. Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamiyor. Oglumda dogal olmasi gerekenler seyler nerede?" Bu soru karsisinda dinleyiciler sessiz kaldilar.Baba devam etti.
"Ben inaniyorum ki, dunyaya fiziksel ve zeka engelli Shaygibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogasi kendini gosterme firsatini buluyor ve bu da insanlarin o cocuga davranis sekillerinde kendini gosteriyor."
Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:
Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball oynadiklarini gorduler. Shay sordu, "Acaba oynamama izin verirler mi?"Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o cok ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul edilmeninozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyledanisabilecegi birilerine bakti ve sonra "Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya calisirim" dedi.Shaybuyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir gulumsemeile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac puan kazandi amahala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona tribunlerden el salladiginigordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazandi. Simdi butun kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi Shay'e gelmisti.
Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mialmaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu. Ama Shay sahayaciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one giderek yumusak birsekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi savurdu ve hafifce topadokunarak yere aticiya dogru vurdu.
Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kaledeki adaminakolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, "Shay, ilk kaleye kos, ilk kaleye kos!" Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilkkaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu. Herkes bagirmaya devam etti, "Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos" Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigisirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitliolarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti. Herkes bagiriyordu, "Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay" Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyleShay ucuncu kaleye kosabildi, "Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!"Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga kalkmislardi ve bagiriyorlardi, "Shay, hepsini kos! Hepsini kos!" Shayhepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkestarafindan alkislandi.
"O gun", dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek, "iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi basardilar".
Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kis öldü Bir kahraman oldugunu vebabasini mutlu ettigini, ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde onu kucakladigini asla unutmadi...
Sevgili Dostlar, karsinizda Secenekler var... Ne yapardiniz?. ...karari siz verin.
Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.Yine de okuyun.
Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?Okuma ve ogrenme zorlugu ceken cocuklara ozel egitim veren bir okul icin bagis toplama yemeginde, cocuklardan birisinin babasi katilimcilartarafindan asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamis ogretmenleri kutladiktan sonra soyle bir soru sordu:
"Disardaki etkenler tarafindan etkilenmedikce doga herseyi mukemmel bir sekil
ve sirada yapiyor. Ama yine de oglum Shay, diger cocuklarin ogrendikleri gibi ogrenemiyor. Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamiyor. Oglumda dogal olmasi gerekenler seyler nerede?" Bu soru karsisinda dinleyiciler sessiz kaldilar.Baba devam etti.
"Ben inaniyorum ki, dunyaya fiziksel ve zeka engelli Shaygibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogasi kendini gosterme firsatini buluyor ve bu da insanlarin o cocuga davranis sekillerinde kendini gosteriyor."
Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:
Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball oynadiklarini gorduler. Shay sordu, "Acaba oynamama izin verirler mi?"Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o cok ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul edilmeninozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyledanisabilecegi birilerine bakti ve sonra "Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya calisirim" dedi.Shaybuyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir gulumsemeile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac puan kazandi amahala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona tribunlerden el salladiginigordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazandi. Simdi butun kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi Shay'e gelmisti.
Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mialmaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu. Ama Shay sahayaciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one giderek yumusak birsekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi savurdu ve hafifce topadokunarak yere aticiya dogru vurdu.
Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kaledeki adaminakolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, "Shay, ilk kaleye kos, ilk kaleye kos!" Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilkkaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu. Herkes bagirmaya devam etti, "Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos" Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigisirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitliolarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti. Herkes bagiriyordu, "Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay" Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyleShay ucuncu kaleye kosabildi, "Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!"Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga kalkmislardi ve bagiriyorlardi, "Shay, hepsini kos! Hepsini kos!" Shayhepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkestarafindan alkislandi.
"O gun", dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek, "iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi basardilar".
Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kis öldü Bir kahraman oldugunu vebabasini mutlu ettigini, ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde onu kucakladigini asla unutmadi...
Labels:
Başkalarına şans vermek,
kahraman olmak,
sevmek,
yardım etmek
YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
Mustafa Kemal Paşa, milletvekillerinden oluşan bir heyetle, 27 Temmuz 1920 akşamı, Ankara'dan Batı Cephesine hareket etmiştir. Bu seyahati esnasında 31 Temmuz 1920 günü, Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde subaylara hitaben bir konuşma yapmıştır. Aşağıda, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri adlı dizi yayında yer almayan bu konuşma metnini sunuyoruz:
Efendiler!Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimî temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdanî hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbihal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle iktifa edeceğim. Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini imhaya karar vermişlerdir. Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lutf u atıfetine medyun değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez. Milletlerde tabiaten ve fıtraten mevcut olan bu hak milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan binaenaleyh mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin istiklâli gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır. İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icabeder.Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir.
İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke şeraitinin tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini ifnaya gayret ettiler. Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.
Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkülât kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i katî ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine, iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir. Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba -ki milletin iman-ı vicdanîsidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir "ordunun ruhu zabitandadır". O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir. Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler, işte zabitanın âli olan vazifesi budur."
İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke şeraitinin tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini ifnaya gayret ettiler. Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkülât kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i katî ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine, iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir. Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba -ki milletin iman-ı vicdanîsidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir "ordunun ruhu zabitandadır". O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir. Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler, işte zabitanın âli olan vazifesi budur.
Binaenaleyh zabit için "ya istiklâl, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklâlimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima müstakil görmekle bahtiyar olacağız.
Anadolu'da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920 (Afyon'da çıkan îkaz gazetesinden aktarma.)
Efendiler!Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimî temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdanî hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbihal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle iktifa edeceğim. Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini imhaya karar vermişlerdir. Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lutf u atıfetine medyun değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez. Milletlerde tabiaten ve fıtraten mevcut olan bu hak milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan binaenaleyh mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin istiklâli gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır. İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icabeder.Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir.
İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke şeraitinin tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini ifnaya gayret ettiler. Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.
Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkülât kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i katî ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine, iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir. Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba -ki milletin iman-ı vicdanîsidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir "ordunun ruhu zabitandadır". O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir. Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler, işte zabitanın âli olan vazifesi budur."
İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke şeraitinin tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini ifnaya gayret ettiler. Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkülât kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i katî ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine, iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir. Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba -ki milletin iman-ı vicdanîsidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir "ordunun ruhu zabitandadır". O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir. Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler, işte zabitanın âli olan vazifesi budur.
Binaenaleyh zabit için "ya istiklâl, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklâlimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima müstakil görmekle bahtiyar olacağız.
Anadolu'da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920 (Afyon'da çıkan îkaz gazetesinden aktarma.)
8/28/2007
"No one can live without joy But many people try."
"Hiç kimse, sevinçsiz yaşayamaz.Fakat çoğu dener."
Thomas Aquinas
"When nothing is sure, everything is possible."
"Hiçbirşeyin kesin olmadığı yerde,her şey mümkündür."
Margaret Drabble (1939-) English Novelist
"The person who removes a mountain begins by carryingaway smallstones."
"Bir kişi bir dağın yerini değiştirmeye küçük taşları taşımakla başlar."
Chinese proverb
"Don't let yesterday take up too much of today."
" Dün'ün, bugün'ün tamamını almasına izin vermeyin.
Will Rogers, humorist (Mizahçı)
"Hiç kimse, sevinçsiz yaşayamaz.Fakat çoğu dener."
Thomas Aquinas
"When nothing is sure, everything is possible."
"Hiçbirşeyin kesin olmadığı yerde,her şey mümkündür."
Margaret Drabble (1939-) English Novelist
"The person who removes a mountain begins by carryingaway smallstones."
"Bir kişi bir dağın yerini değiştirmeye küçük taşları taşımakla başlar."
Chinese proverb
"Don't let yesterday take up too much of today."
" Dün'ün, bugün'ün tamamını almasına izin vermeyin.
Will Rogers, humorist (Mizahçı)
8/10/2007
Sürekliliğin Gücü
''Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. işte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir...!''
Jacob RIIS
Jacob RIIS
Labels:
aynı işi devamlı yapmak,
süreklilik,
tekrar denemek,
umut,
vazgeçmemek
8/08/2007
Birşeylerden Vazgeçmek
KONFÜÇYÜS, kimi insanlara birşey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde elma vardı.Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içine bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi :"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir." Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun Dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor AMA başaramıyordu."Elimi çıkaramıyorum !"Konfüçyüs "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkartman mümkün olmayacaktır" dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu ; AMA sonunda zorunlu olarak bıraktı.Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu."Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?" Konfüçyüs vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit birşeydi ki bu.
Konfüçyus "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil" dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen birşeyi gerektiğinde bırakabilmek zor bir iştir.Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."
Konfüçyus "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil" dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen birşeyi gerektiğinde bırakabilmek zor bir iştir.Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."
8/01/2007
Geçmişe ve Geleceğe takılmak
Bu yazıyı atmadan once kendimde buna benzer bir durum yaşıyor geçmişe takılı kalma durumu içerisinden kendimi sokup atmaya çalışıyordum 30 temmuzda yaptıgım hataya takılıp kalmamam gerektiğini kalmamın durumunda su anı yaşıyamayacağımı ve yapacaklara odaklanamayacağımı dusunuyordum.Oysaki ne kotudur geçmişte alışkanlıklar oğrenilen davranış sistemleri uzuntunun bir başarı gerekliliği konusunda bir bilinç oluşturmuştu bende ve insanlarımızda Allaha sukurler olsunki bu durumu çok cabucak atlatacak her ne ihtiyacım olacaksa haizdim.Aşağıda ki yazımı bugunlerde yaşadığım durumlarla ilintili oldugundan dolayı bir çoklarımıza yardımcı olacağından dolayı uye olmuş oldugum gruptan sizlere aktarıyorum.
Bugünümüzü çalan iki hırsız var; geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız ve geleceğe ilişkin kaygılarımız.Bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürür.Yaşamaya kıyamayıp geleceğe attığımız yaşantılarımız (bugün'lerimiz), gün gelir, yaşanmadan geçmişte kalır.içinde bulunduğumuz anı yeterince yaşamadığımız zaman, geleceği hakkıyla yaşama şansımız azalır.Çünkü: Her şeyi biriktirebilirsiniz, ama zamanı biriktiremezsiniz, kendinizi de biriktiremezsiniz.Öyleyse,yaşanmadan ertelenmiş günleri ileride yaşama ihtimalimiz yoktur.
Bugün ne varsa yarın tarih olacaktır ;tarih olmadan onların kıymetini bilmekte keyif vardır. Geçmiş bu an artık yoktur; gelecek ise henüz yoktur.Eğer sürekli yas içindeyseniz geçmiş sizi kontrol ediyor demektir; sürekli korkuyorsanız gelecek sizi kontrol ediyor demektir;eğer yasla ve korkuyla başa çıkmışsanız, bugününüzü kontrol edebilir, geleceğinizi planlayabilirsiniz
Bugünümüzü çalan iki hırsız var; geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız ve geleceğe ilişkin kaygılarımız.Bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürür.Yaşamaya kıyamayıp geleceğe attığımız yaşantılarımız (bugün'lerimiz), gün gelir, yaşanmadan geçmişte kalır.içinde bulunduğumuz anı yeterince yaşamadığımız zaman, geleceği hakkıyla yaşama şansımız azalır.Çünkü: Her şeyi biriktirebilirsiniz, ama zamanı biriktiremezsiniz, kendinizi de biriktiremezsiniz.Öyleyse,yaşanmadan ertelenmiş günleri ileride yaşama ihtimalimiz yoktur.
Bugün ne varsa yarın tarih olacaktır ;tarih olmadan onların kıymetini bilmekte keyif vardır. Geçmiş bu an artık yoktur; gelecek ise henüz yoktur.Eğer sürekli yas içindeyseniz geçmiş sizi kontrol ediyor demektir; sürekli korkuyorsanız gelecek sizi kontrol ediyor demektir;eğer yasla ve korkuyla başa çıkmışsanız, bugününüzü kontrol edebilir, geleceğinizi planlayabilirsiniz
Subscribe to:
Comments (Atom)