7/13/2007

Bugünkü Yaptıklarım ve Geleceğim


"Geçmişinizi bilmek istiyorsanız bugünkü şartlarınıza bakın.Eğer geleceğinizi görmek istiyorsanız bugünkü yaptıklarınıza bakın "
Çin Atasözü

7/10/2007


Pek yakında on beşine basacak olan büyük oğlum geçen sabah:- Baba hayatta en önemli şey kadın galiba, diyordu.- Galiba ne demek, elbette kadındır, dedim.Kadınsızlığın ne olduğunu, üşüyen bir kedi gibi bir kadın sıcaklığı özlemiyle büyük şehirlerde tek başına yaşayan erkekler bilir. Ne Haliç'in gurubu, ne Marmara'nın sisleri, ne Kozyatağı'nın toprak yolları, ne lokantadaki şarap, ne radyodaki müzik bir kadınla paylaşılmıyorsa; bir hatıra güzelliğiyle hafızada yerleşmez.
Bir koltuğa oturunca etekliğinin altından, diz kapaklarının yuvarlaklığını göstererek uzanan bacaklar... Her gülüşte ışıklanan dişler... Dalgalanan saç, işveyle kalkan omuz, ceylan esnekliğindeki bel, ilkiyle milyonuncusu arasında aynı lezzeti taşıyan, yarım kapalı gözlerle dudaktan öpüşmesi... Cam üstünde kayan şurup damlası gibi,dudaktan boyuna kayan erkek dudakları...
Kadın da hayatın en önemlişeyi değilse, önemlilik sözcüğü anlamsız kalır hayatta.Ne çare ki kadın da, erkek de bu kadar tatlı, bu kadar vazgeçilmez bir hikayeyi karşılıklı rezil etmişler ve karşılıklı birbirlerini mutsuzluğa mahkum etmişlerdir. Kaç kadın vardır ki, bütün alımlılığı,zekası, yüreği ve insanlığıyla kadındır?Ve kaç erkek vardır ki, aşkı mülkiyetin ötesinde bulacak kadar,budalalık tavanlarının üzerine çıkabilmiştir?Sevmediğin erkek ve sevmediğin kadınla, karın doyurmak için sevmediğin yemeği yemek gibi sevişmek; hızlı çıkılmış bir merdiven solumasından başka bir şey değil midir sanki? Ve merdiven bitince, insan o kadar yabancılaşır ki birbirine, içine adeta bir sıkıntı ve bunalma çöker.
Ama aşk, gerçek aşk, gerçek aşkın sevişmesi...Pek az insana nasip olacak kadar, bütün insanlığın ömürler boyu aranıpta aranıp da, kolay kolay bir türlü bulamadığı tek ve tek mutlak mutluluk..
O kadar arandıkları halde, neden bulamazlar bu mutluluğu insanlar?Evlenme yükünün hantal ağırlıkları; mutlulukları kıskananların,mutluluklara engel olmak için yaptıkları baskılar; kadınların, aşkın tadını çıkaracaklarına, aşığın canını çıkarmaya kalkacak kadar, karşı cinse ezik ve hınçlı olmaları; erkeklerin, kadınları eşitlik dışı görecek kadar basit ve ilkel kalmış bulunmaları...Binbir türlü saçma sapan pislik asidi ki, içinde mutluluk şekillenmeden erir, kaybolur.Bu arada toplumu ödemeden; gerçek bir özgürlüğün zaferini iktisaden sağlamadan; aşkı geçime vasıta etmeye kalkan bedavacılar da, büsbütün sulandırırlar, berbat ederler bu harikulade muhteşem beraberliği...
Bütün sistemler, doktrinler, ciltler, tezler, eserler, bu beraberliği bütün insanlara en sağlam şekilde vermek içindir aslında...
Kimi: - Zengin olursan her sevdiğini kolayca yanında bulursun; zenginolmaya bak, der. Kimi: - Mutluluğu sade zengin olanlara değil, bütün insanlara maletmek için; bunu, zenginlerin hegemonyasından kurtarmak gerekmektedir,der.Kimi: - Zengini, fakiri, başkasını ve başkalarını; söyleneni,söyleneceği düşünmeden, kimi seviyorsan, oluver onunla; oyalanmaya vakit yoktur hayatta, der.Ve kimi zengin olmaya kalkar, kimi bütün insanlığı mutluluğa eriştirmek için savaşır, kimi de boş verir her şeye, ne olursa olsun,sevişir sevdiğiyle...Daha doğrusu sonuncular, buna kararlıdırlar da; bir türlü kararlarını tatbik edecek ortamı ve fırsatı bulamazlar.
Zenginlerin ise çokçası, tam aradığını bulmadan, bir doyup tıkanıvermişlik vardır içlerinde.Sahte nezaket ve suni heyecanlarla, bunu yutmuş görünen kadınların bir garip oyunudur onlarınki...O çevreden de pek az çıkar gerçek aşk.Onun için bütün insanlığı bu mutluluğa eriştirmek için savaşanlar haklıdırlar.
Çare olarak da: Sevişmeyi, geçinmeye ve mecburiyete köle etmekten kaçının; geçinmek için çalışın ve aşk için sevişin, derler.Mutluluğun tılsımı, sevdiğin işte doya doya çalışmak ve sevdiğinle doya doya sevişmektedir çünkü...


Çetin Altan

Tutumluluk Ülkemiz ve Biz


Galiba bunun adı tutumluluktu!!! Ama bir çoğumuz unuttuk:Akşamları, evde oturduğunuz oda dışında kaç odada ampul yanıyor?Dişimizi fırçalarken su şarıl şarıl akıyor mu? Ekmeğimiz yenmeden bayatlıyorsa neden? Acaba gerekenden fazla mı alıyoruz? Ya bayat ekmekleri ne yapıyoruz?.......
On dokuz yıl evveldi. Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi.Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var,oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeligi gelir. Birçok eşya üzerinde "İsveç çeliğinden yapılmıştır" diye yazardı.İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman,belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, bir haberi duyurur. Şu tarihte, Şu saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.Okumadığınız,ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap,dergi,gazete varsa, kağıt, ambalaj,kutu varsa, ve lev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.Fazla ağac ziyanina engel olun.
Beş yaşında idim.Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi,aramaya başladı.Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, "aman babaanne dedim.Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya,yorulmaya değer mi?"Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu."Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun,"dedi."Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk emeği, çilesi var biliyor musun?" Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain'in proposlarını okuyorum.Birden irkildim. Babaannemi hatırladım.Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.
Japonlar son derece sade, basit,yalın mütevazi yaşayan insanlardır.Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş , hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.Böyleleriyle, zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler.Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç Borçlar,dış borçlar gırtlağı aşıyor.Zamanın başbakanı meclisi toplar.Kürsüye çıkar.Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatir ve şu andan itibaren der, Allah şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden baska elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar,en ustten en alta bir israftan kacinma kampanyası acilir.Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun butun kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok. Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazi,ne kadar göşterişten uzak...
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, Gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince,akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabimızdaki bir sözü hiç unutmadım.Bir mıh bir nalı kurtarır.Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,bir komutan bir orduyu,bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu.. Maddi durumumuz ne olursa olsun,ister zengin olalım, ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

7/09/2007

Geleceğin Güzelliği


The future belongs to those who believe in the beauty of their dreams.


Gelecek,rüyalarının güzelliğine inananlarındır.


Eleanor Roosevelt

7/06/2007

Arzu ve Başarı Duygusu Napoleon Hill



Desire is the starting point of all achievement, not a hope, not a wish, but a keen pulsating desire which transcends everything.


Arzu, bütün başarıların başlayan noktasıdır, bir umut, bir dilek değil, ama her şeyi aşan keskin titreyen bir duygudur.

Napoleon Hill